KİRPİ METAFORU
Zoraki de olsa bu metaforu anlamaya itilmek, bazen doğru olanı kabullenmeye benzer. Olması gerekeni görmek, kötünün iyisini bir şans olarak değerlendirmeyi gerektirir. Ancak kirpi mesafesinin faydasını yaşayarak deneyimlemek, sonraki huzurun ve konforun başlangıcıdır. Günümüz koşullarında insanların koruması gereken doğal alanın yeniden ortaya çıkması gibidir bu. Çünkü insan, kalbe en çok sınırlarına saygı duyulduğunda yaklaşır. Aramızdaki mesafe uzaklığımız değil; sevgimizi koruyan ince çizgidir.
Peki bu metaforu dikenler batmadan anlamak mümkün değil mi? Acı gerekli mi? Hissetmek bunun için mi var?
Kirpi metaforu şöyle anlatılır: Kirpiler soğuk havalarda ısınmak için birbirlerine yaklaşırlar. Fakat fazla yakınlaştıklarında dikenleri birbirlerine batar ve canları acır. Uzaklaştıklarında ise üşürler. Sonunda öyle bir mesafe bulurlar ki hem birbirlerinin sıcaklığından faydalanırlar hem de birbirlerine zarar vermezler. İşte insan ilişkilerinde de aranması gereken denge budur.
Hayatın zorlu koşulları yetmiyormuş gibi bir de birbirimizi dikenlerimizle rahatsız etmemek adına mesafeyi doğru ayarlamak gerekir. İnsan sosyal bir varlıktır; ancak bu sosyallik içinde görünürdeki şartlara ve sınırların korunmasına dikkat etmekte fayda vardır. Tecrübeyle değil de farkındalıkla öğrenebilmek en güzeli olsa gerek.
Sevginizi verin ama dozunu ayarlayın. Saygı gösterin ama sağırlığa neden olmayın. Güvenin ama kör olmayın. Tevazu gösterin ama hadsizliğe müsaade etmeyin. Cömert olun ama art niyetler tarafından kullanılmayın. Herkese, verdiği kadar ve ettiği kadar değer verin. Çünkü savurganlık sadece maddi şeylerde değil, duygularda da zarardır. Her şey ölçüsünde ve yerli yerinde kıymetlidir.
Can dediğin canını almasın, sevdiğin sevgini çöpe atmasın. Çok bulunan her şey zamanla değersizleşir. Sen de beklediğin mesafeyi ve saygıyı başkalarına göstermeyi unutma. Kendine yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma. İnsan nisyan kökünden gelir; unutabilir. Bu yüzden unutma: Doğada bire bin alırsın, insanda ise çoğu zaman verdiğinin aynısını bulamazsın.
Sükûtuhayale uğramamak için kirpi metaforuna dönelim. İki tatlı söze, bir güler yüze hemen kanmayalım. Davranışların sözleri doğrulamasını bekleyelim. Sürekliliği görelim. Sonra da mesafeyi bozmadan yolumuza devam edelim. Bazen düşünüyorum da kirpiler bile bizden daha akıllı davranıyor olabilir.
Eski dostluklar, eski aşklar artık birer destan gibi anlatılıyor. Yalnızlaşmak insana göre değildir; fakat akılcı davranmak da bir zorunluluktur. Herkes dürüst olduğunu söylüyor, herkes iyi olduğunu iddia ediyor, kimse yalan söylemiyor gibi görünüyor. Verilen sözler sanki hiç doğrulanmaya ihtiyaç duymuyor. Peki o zaman dikenlerini batıran kirpiler kim? Neden bu metafor günümüzde bu kadar önemli hâle geldi?
Hayalde yaşamıyoruz. Gerçeklik tam da burada. Kötüler çoğu zaman kendilerini en iyi insanlar olarak tanıtırlar. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ederler. Eski düzenlerin ayağı artık aksıyor. İnancın, güvenin ve samimiyetin sorgulandığı zamanlardayız. Ne yazık ki uyandık; belki de mecburen uyandırıldık. Ama iyi ki uyarıldık. Şimdi mesele başkalarını suçlamak değil, farkındalığı paylaşabilmektir.
Şiir yazmak için acı çekmeye, roman yazmak için trajedi yaşamaya gerek yoktur. İnsan, başkasının hikâyesinden de ders çıkarabilir. Acıyı yaşamadan anlamak mümkünse, bu bilgeliktir.
Bir diğer metafor ise “kirpi konsepti”dir. Kirpi, kendini korumak için yüzlerce taktik bilmek zorunda değildir. Tehlike anında top gibi yuvarlanır ve dikenleriyle kendini savunur. Tilkinin yüzlerce hilesine karşı onun tek ama etkili bir yöntemi vardır. Bu da bize şunu öğretir: Hayatta bazen karmaşık çözümler aramak yerine, doğru ilkeye sadık kalmak yeterlidir. Sağlam karakter, net sınırlar ve ölçülü ilişkiler birçok sorunun üstesinden gelmemizi sağlar.
Unutmayalım; ne tamamen uzak durmak çözüm, ne de ölçüsüz yakınlaşmak. İnsan ilişkilerinin sırrı, sıcaklığı korurken dikenleri unutmamaktadır.
“Gerçek yakınlık, mesafelerin yok olduğu yerde değil; sınırların saygıyla korunduğu yerde başlar.”
