BELİRSİZLİK
“Belirsizlik, düşüncelerin tümörüdür.” Hayatımızdaki belirginleşmemiş her durum, huzursuzluğun lambasını yakar. Belirsizlik ve araf, ruhtaki kıvranışı tetiklediği gibi sükûnetten de gittikçe uzaklaştırır. İçimizdeki belirsizlikler bizimle dolu dizgin koşar ve sonunda, eğer netliğe varamazsak, ipi göğüsleyen belirsizliğin ta kendisi olur.
Sonrasında, yaşam boyu Zeigarnik etkisinin altında sancılı kıvranmalar bizi bırakmaz. Virgül önemlidir, evet; ama nokta, bitiş gibi görünse de birçok şeyin başlangıcını oluşturur. Zeigarnik’le başa çıkmak istiyorsak asla açık dosya bırakmamalıyız. Beynimiz, yarım kalmışlıklar ve belirsizliklerle mücadele ederken hayatı ıskalamamak elde değil.
O kadar uzun vaktimiz var mı bilmeden, tertemiz ve net yaşamak en büyük lüks olsa gerek. Belirsizliklerin çemberi, yarım kalmışlıkların ızdırabı ve bir türlü nokta koyamamanın verdiği yarımlık hissini ancak kalbiniz ağırlaştığında anlayabilirsiniz. O farkındalığa ulaşmak kişiyi derinden etkilese de önemli olan, farkındalığa varmış olmanın mutluluğudur.
Bir de bu farkındalığa hiç varamamış olanları düşünsenize… Korkunç bir kayıp zaman; nedeni belli olmayan ağırlıkların kazanmış olması.
Sade yaşamak diyoruz ya; işte o sade yaşama nasıl ulaşırız? Zihinde sadelik, yaşamda sadelik, sevgide sadelik… Minimal bir hayat; duygularda ve düşüncelerde sadelik… Ne büyük rahatlık!
Duygu ve düşüncelerdeki sadeliği, belirsizlikleri ve yarım kalmışlıkları ortadan kaldırarak sağlayabiliriz. Yaşamda sadelik de peşi sıra gelecektir. Düşünceler sadeleşince, yaşam da ona ayak uyduracak ve paralel bir düzlemde ilerleyecektir. Bu süreçte her şey bir bütün hâlinde ilerleyecek ve değişimin gerçekleşmesi kaçınılmaz olacaktır.
Beynimizi tam kapasite ve doğru kullanmak istiyorsak, onu nelerle meşgul ettiğimize bakalım. Gereksiz işler deposu olmaktan çıkarıp, gerçek rezervi için istifleri atalım. İşe, belirsizlikleri temizleyerek ve yarım kalmışlıkları çözümleyerek başlamak en doğru adım olacaktır.
Şimdi bir düşünün: Sizde açık kalan belirsizlik dosyaları ve yarım kalmışlıklar ne kadar yer kaplıyor? Biraz düşününce bana hak verdiğinizi duyar gibi oluyorum. O zaman yeni ve gerekli dosyaları kenara ayıralım, belirsizliğin kıskacından çıkalım ve dosyaları artık tek tek kapatalım. Herkes bunu farklı yollarla yapabilir; farklı metotları olabilir. Önemli olan, çöp dosyaları hak ettiği yere atmaktır. Hafifleme başladı bile…
Gelelim yeni revizelere: Dostluk kavramını; arkadaşlık, sevgi, fedakârlık, özveri, güven, samimiyet, hassasiyet, empati, etik, dürüstlük, aşk diye uzayıp giden bir listeyle tanımlayabiliriz. Şimdi bu kavramlarla ilgili bizde oluşan aşırılıkları fark edelim ve düzenlemeye başlayalım. Kimlere, neyi, ne kadar aşırı vermişiz? Ya da eksik kaldığımız yönlerimiz nereler?
Önce benliğimizdeki eksikleri giderelim; sonra duygularımızdaki ve düşüncelerimizdeki eksik ve fazlalıklara dönüp bakalım. Belki de yıllardır açık duran, hiç kullanmadığımız dosyalarımız var. Artık tozları etrafı kirletmeye başlamış… Ya da yanlışlıkla açılmış ama kapatmayı unuttuğumuz dosyalar… Bazıları ise asla kapatmak istemediğimiz; “belki”, “bir gün” diyerek umutla beklediğimiz dosyalar…
Kısacası, beynimiz güzel bir bahar temizliğini hak ediyor. Ara ara bu hafifleme işlemini yapmak, insanın ömrünü uzatacağı gibi onu rahatlatacak ve zihinsel kapasitesini de genişletecektir. Açık kalan ve fazlasıyla gereksiz dosyalar, ömrümüzü tükettiği gibi beynimizi de yorar.
Ne gerek var bu kadar kalabalığa? O kadar mı çok süremiz var?
Serüvenimizi belirlemek elimizde; sadece belirsizliklerden çıkıp nasıl yol kat edeceğimize karar vermemiz lazım. “Bir cesaret yapabilirim, yapmalıyım; sonucundaki ferahlığa koşmalıyım.” gibi motivasyon sözlerini tekrar edelim. En önemlisi de gerçekten bize destek verenleri es geçmeyelim.
Yanımızda dimdik duran ve asla belirsizlik, Zeigarnik etkisine maruz kalmamış olanları ayırmadan, onları da mutluluk vesilesi kılarak yolculuğa hafifleyerek devam edelim.
“Zihnini sadeleştir, hayatın kendiliğinden netleşsin.”
Kaçışan kaderdir sanma.
Sözcüklerin aslı kaldığı havada,
Ne söylersen tamamlanmaz aslında.
Doldur heybeye durma,
Belirsizliğe ve yarım kalınmışlığa inat,
Sen de koş sana gelmiş sözcüklerin kucağına.
