Genel Yazılar

Olanı Sev, Olmayanı İste.

“Olanı Sev, Olmayanı İste”

Bugün yolculuğumuza rehberlik edecek efsunlu cümleyi kulağınıza fısıldamak istedim: “Olanı sev, olmayanı iste.” Bu kısa ama derin anlamlar taşıyan söz, hayatın en temel dengesini içinde barındırıyor. Peki, olanı sevmezsek ne olur? Olmayanı istemek ne derece doğrudur? İsteklerimizin mihenk taşı nedir ya da ne olmalıdır? Hayatımıza yön veren ölçüleri nasıl belirleyeceğiz? Belki siz de bu sorulara yenilerini ekleyerek düşünce yolculuğunuzu daha da derinleştirebilirsiniz.

Önce elimizde olanları tanımlayalım ve onları sevmekle başlayalım. Çünkü sahip olduklarımızın kıymetini bilmeden sahip olmadıklarımızın peşine düşmek, insanı çoğu zaman bitmeyen bir tatminsizliğe sürükler.

Elimizdeki en büyük zenginlik hiç kuşkusuz sağlığımızdır. Sağlık yoksa yaşamın tadı da, hedeflerin anlamı da eksilir. İnsan, en büyük servetini çoğu zaman onu kaybetmeye başladığında fark eder. Oysa bedenimiz her gün bizimle konuşur; kimi zaman yorgunlukla, kimi zaman enerjiyle, kimi zaman da sessizce verdiği sinyallerle… Onu dinlemek, ihtiyaçlarına kulak vermek ve özen göstermek, kendimize duyduğumuz sevginin en somut hâlidir. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” sözü de tam olarak bunu anlatır.

Sağlığımızın kıymetini bildiysek şimdi diğer nimetlere bakalım. Bir işiniz var mı? Bu hayatta bir iz bırakabiliyor musunuz? Belki koca bir duvarı tek başınıza örmüyorsunuz ama koyduğunuz bir tuğla bile o duvarın tamamlanmasına katkıdır. Emek, insanın varoluşunu anlamlı kılan en önemli değerlerden biridir. Her sabah sağlıklı bir şekilde uyanıp işinize tebessümle gidebiliyor musunuz? Yaptığınız iş sizi bütünüyle mutlu etmese bile, size üretmenin ve faydalı olmanın huzurunu verebiliyor mu?

Yaşadığınız mekân ister küçük bir oda ister gösterişli bir ev olsun; onu seviyor, kıymetini biliyor musunuz? Sabah kahvaltısında yediğiniz bir dilim ekmeğin gerçek tadını hissedebiliyor musunuz? Öğle arasında içtiğiniz bir yudum çayın ya da kahvenin kokusunda birkaç dakikalığına da olsa kaybolabiliyor musunuz? Dikkat edin; iyi demlenmemiş çayı çay tiryakileri hemen fark eder. Bir yudum alır, “Bu çiğ olmuş.” der ve memnuniyetsiz bir ifadeyle bardağı masaya bırakır. Oysa bazen mesele çayın demi değil, insanın hayata karşı geliştirdiği memnuniyet duygusudur.

İçtiğiniz bir tas çorba sizi çocukluğunuza götürdü mü hiç? O ilk sofraların sıcaklığını, annenizin ya da babaannenizin sesini, evin içindeki huzuru yeniden hissettiniz mi? İnsan bazen tek bir koku sayesinde yıllar öncesine yolculuk edebilir. İşte sahip olduklarımızın değeri de çoğu zaman bu küçük anlarda saklıdır.

İş çıkışında telefonunuz çaldığında bir dostunuzun sesini duymak, “Geçerken uğrayayım.” diyebilmek, komşunuza selam vermek ya da birkaç dakikalık bir sohbet etmek hâlâ mümkün mü? Modern hayat bizi birbirimize yaklaştırıyor gibi görünse de çoğu zaman yalnızlaştırıyor. Oysa insanın en büyük zenginliklerinden biri, paylaşabildiği samimi ilişkilerdir.

Akşam olduğunda gün batımını izlemek için başınızı gökyüzüne kaldırıyor musunuz? Ağaçların arasından süzülen ışığın yüzünüze vurmasını, gözlerinizi hafifçe kısmaya zorlayan o sıcaklığı hissedebiliyor musunuz? Sokakta yürürken bir kediyi seviyor, bir köpeğin su kabını dolduruyor musunuz? Belki serçelere birkaç ekmek kırıntısı bırakıyor, belki martılar için simidinizi bölüşüyorsunuz. Küçük görünen bu davranışlar, aslında insanın merhametini diri tutan büyük adımlardır.

Ayağınızı sıkmayan bir ayakkabınız olduğu için hiç şükrettiniz mi? Eve döndüğünüzde sizi bekleyen bir ses, bir tebessüm, bir sıcaklık varsa bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu düşündünüz mü? Evinizde bir can dostunuz varsa başını okşayıp suyunu tazelediniz mi? Akşam yemeğinde gününüzü değerlendirdiniz mi? Yaşadığınız güzel anları ya da sizi zorlayan olayları biriyle paylaşabildiniz mi? Yalnız yaşıyorsanız bir dostunuzu arayıp hâlini sordunuz mu? Çocuğunuz varsa onun gününü dinlediniz mi? Eşinizle ya da sevdiğiniz biriyle sadece konuşmak için konuşabildiniz mi? Bir sorun karşısında birlikte çözüm aradınız mı?

Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Hayatın gerçek zenginliği çoğu zaman büyük başarıların içinde değil, fark edilmeyi bekleyen küçük ayrıntıların arasındadır. Elimizdekileri gerçekten sevebiliyorsak, artık onları daha ileriye taşımanın zamanı gelmiştir.

Elbette yalnızca sahip olduklarımızla yetinmek gelişimi durdurmak anlamına gelmez. İnsan, olmayanı da istemelidir; ancak bu istek hırsın değil, anlamlı bir gayretin ürünü olmalıdır. Mihenk taşımız; vicdan, emek ve denge olmalıdır. İsteklerimiz bizi daha iyi bir insan yapıyor, çevremize fayda sağlıyor ve ruhumuzu besliyorsa peşinden gitmeye değerdir. Bunun için gösterilecek mücadele, sabır, azim ve kararlılık bizi bulunduğumuz yerden daha ileriye taşıyacaktır.

Unutmamalıyız ki hayat, yalnızca hedefe ulaşmaktan ibaret değildir. Yol boyunca elimizde bulunan güzellikleri fark edebilmek, onları sevebilmek ve şükürle yaşayabilmek en büyük kazanımdır. Çünkü sahip olduklarını küçümseyen insan, elde edeceklerinin de kıymetini bilemez. Olanı sevmek huzuru, olmayanı doğru sebeplerle istemek ise gelişimi doğurur. Bu iki dengeyi kurabilen insan hem bugünün tadını çıkarır hem de yarına umutla yürür.“Şükür, sahip olduklarını çoğaltır; emek ise hayallerini gerçeğe dönüştürür.”

2 Yorum

  • Fırat GÖLELİ 24 Temmuz 2026

    Şükür, sahip olduklarını çoğaltır; emek ise hayallerini gerçeğe dönüştürür.”

    Herşeyin özetini bu sözlerde yer alıyor 🙃

  • Yasemin Köse 24 Temmuz 2026

    Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Beğenen yüreğiniz dert görmesin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir