Genel

Bitti sanma, bitmez; gitti sanma, gitmez.

Ben acı çekerken sen gülemezsin, sağlıklı insan olarak düşündüm yine. “Olması gereken,” dedim. Ama oldu mu? Olmadı. Sükûtuhayal…

Sevdi mi, muamma. Dürüstlük kendince, güven belki… “Bile” diyemeden; sessizce terk edişlerin, manayı yoruma bırakan sessizliklerin çukurunda debelendirme mücadelesi.

Sonra faturanın, dengesiz tavırlara verilen mantıklı tepkilere kesilmesi…

Trajikomik ama ne yazık ki gerçek.

Belkiler, sonralar, sankiler, olabilirler, belirsizlikler; kendince netleşmiş, aslında net olmayan davranışlar; gereksiz gizem ve asla olmayan şeffaflık… Kesilen faturada bilginin hâle sirayet ettirilmemesi olarak yorumlanır.

Yahu, bir aynanız da mı yok? Bu kadar taraflı bakılmaz ki. El insaf derler insana.

Güveni dibine kadar, sevgiyi sınırsız, dürüstlüğü istemediğiniz kadar, şeffaflığı hiç olunmayacak kadar tam bir aitlikle, teslimiyetle yaşatınca; sonucu, kapıya gelen, üzerinde “vefasızlık” pulu yapışmış bir mektup olur. Üzerinde “sanık” yazar ve isminiz, soy isminiz, gönderenin mahlası… Tamamdır.

Şimdi açıp, vefasızlık aynasının tamamen size çevrilmiş oklarla yazılışını izleyin.

Anlayışlı olduğunuz kadar anlayışsızlık yüklenmiştir her harfte. Sevdiğiniz kadar, aşkınız kadar sevgisizlik bağırmıştır size karşı. Güven ve dürüstlükte zirve yapan aidiyet duygularınız, tam tersi bir hâle çevrilip size zehir zemberek bir laf salatasıyla sunulmuştur ve mecbur bırakılmıştır.

İstiflediğiniz malumatlarınız, sanki hiç davranışa ve irfana dönüşmemiş gibi yerle bir edilir.

Hâlbuki yaşam, doğru iletişimle çok kolaydı. Çıkmaza sokan, muammaya sebebiyet veren; sevdiğiniz kalplere uyguladığınız despot tarife…

Şimdi madalyonu şöyle bir daha tutalım bakalım: Kaçak dövüşlerde kazanan kimdir? Bir kazanan var mıdır? Kazanmak şart mıdır?

Sevgide kazanmak ya da kaybetmek var mıdır?

Ne için sever, yaratılmışların en üstün varlığı; aynı zamanda en alt mertebede bulunan insan?

Tabii ki bu mertebelerin isimleri var. Hadi yazalım da düşünmek zorunda kalmayın:

En üst mertebe: İnsan-ı Kâmil.
En alt mertebe: Esfel-i Sâfilîn.

Duyguların kemale ermesi, netleştikten sonra yaşanması kalmışken geriye… Neden bu cimrilik? Nedir bu nakıslık?

Ne için mücadele edecektik bu dünyada?

Sevmeye, sevilmeye, güvenilir ve dürüst olmaya, sevgimizi sonuna kadar göstermeye, gösterilen sevgi karşısında şımarmamaya, elimizdeyken kıymet bilmeye, “Daha ne olsun?” deyip şükretmeye…

Her şeyin bir şükür sebebi ve şekli vardır. Kişiler bunu yaşamlarına nasıl entegre ederlerse etsinler, kazançlı çıkacaklardır.

Çünkü sevgi, kazanılacak bir savaş değil; kıymeti bilinecek bir emanettir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir