Bilmek Ve Anlamak Üzerine
İnsan, bilmediğinin düşmanı; bildiğinin ise yabancısıdır. Peki, bilmek anlamakla eşdeğer midir? Bilmenin bir yükümlülüğü var mıdır? Anlamak bilmekle kardeşse, neden insan bilince farklı, anlayınca farklı davranır? Bildiğimiz mutlak doğru değilse, nedir o mutlak doğru? Anlamanın yüklediği bilme fiili insanı rahata mı erdirir, yoksa anlamak tek başına yeterli midir?
Tıpkı gülmekle ağlamak nasıl birbirini tamamlayan iki duyguysa, bilmekle anlamak da öyle ayrılmaz bir bütündür. Ancak çoğu zaman bu iki fiil birbirini desteklemez, havada asılı kalır; çünkü bilgi eyleme dönüşmezse anlamsızlaşır. “Bildim, anladım, peki ya sonra?” diye sorarız kendimize. Sonucunda mutlu mu olduk yoksa pişman mı? Bu tartışılır. Bazen anlamamak için bilmek istemeyiz; bazen de anlamın içini doldurması için sözcüklerin üzerimize hücum etmesini bekleriz.
Bilmenin kefareti, anlamaya çoğu zaman yetmez; çünkü anlam arayışı, bilginin ötesinde bir iç yolculuktur. Kimi zaman anlamaya çalıştığımız şeyin, aslında boş bir kabuktan ibaret olduğunu fark ederiz. Ama o fark ediş anı, gözümüze çarpan bir şimşek gibi karanlığı yarar. O anda bütün bilginin karanlığı aydınlanır. Hangi duyguyu yerine koyacağımızın şaşkınlığıyla afallarız. İşte o anda insan sürüklenmemek için bir şeye tutunmak zorundadır. Tutunduğumuz şey, yeni bir bilme ve anlama yolculuğu olur. Zaman akarken, onun eteğine tutunmaya çalışırken buluruz kendimizi.
Her alt duyguyu bir üst duyguyla karşılama çabası, yorgunluğu omuzlarımıza yükler. Biriken anlama ve bilme çabasının toplamı, ne zaman dizlerimizin dermanını keser, belimizi bükerse; işte o zaman farkındalık başlar. Ancak “farkındalık” dediğimiz şey, çoğu kez geçen zamana duyulan pişmanlıktan ibarettir. Zaman geçtikçe, “keşke”lerle dolu bir içsel sessizlik başlar. Sonra dileğimiz, “geç olmasın” olur. Biraz esneriz, biraz soluk alırız, o zaman hafifleriz. Ve işte o anda akıl devreye girer; neyi önceleyeceğimizi, hangisini bırakacağımızı ayırt etmeye başlarız. Uyanışın başlangıcı mı yoksa sonu mudur bu hâl bilinmez. Fakat bir şey kesindir: Rahatlamanın başlangıcıdır.
O hâlde soralım: Ne’yi bilmek ve anlamak istiyoruz? Her şeyi anlamak nasıl ki bir hastalıksa, her şeyi bilmeye çalışmak da öyledir. Hayat, her zaman bize yeterli zaman tanımaz. Bu yüzden vakti verimli kullanmak bir lüks değil, zorunluluktur. Öğrenmek istediğini bil, anla ve bırak; gerisini zaman kendi kendine akıtır zaten. Bilgi, fayda getirmiyorsa yük olur. Anlama ise yaşamına yön vermiyorsa bir yankıdan ibarettir.
Peki, bilmeyi nasıl kontrol edeceğiz? Anlamamız bilmeye göre yönlenecekse, nelere odaklanmalıyız? Bilgiyi nasıl desteklemeliyiz? Bunlar üzerine ince düşünmek gerekir. Çünkü yanlış bilgi insanı uçuruma götürür; kanatlarınız yoksa sonu malumdur. Bu sebeple bilgi kontrol edilmelidir ama tamamen katılaştırılmadan; içinde esneklik barındırmalıdır. Esnemeyen her şey kırılır. Esnekliğin sınırlarını belirlemeyen bilgi, kendi gerçeğinden şaşar ve amacına ulaşamaz.
Bil, esne, sorgula, doğrula, destekle, anla ve yeni rotayla yola devam et. Çünkü insan, değişen ve dönüşen bir varlıktır. Bugünün doğrusu yarının yanlışı olabilir. O hâlde, bugün yenilediğin anlam ve biliş süreci yarın değişebilir, yerine yenileri koyulabilir. Ayak diremenin, sabitlikte kırılmanın bir anlamı yoktur. Beylik laflarla oyalanmanın da kimseye faydası olmaz. Uygulamaya geçmeyen hiçbir bilgi geçerli değildir. Bilgi, eyleme dönüşmediği sürece yalnızca bir yığındır.
Bilmek ve anlamanın sonraki adımı, bu bilgiyi hayata geçirmektir. İşte o noktada süreç derinleşir; yerleşmiş davranışların yerine yenilerini koymak cesaret, irade ve istikrar gerektirir. Göründüğü kadar sade değildir bu süreç, çünkü özünde insanın kendini dönüştürmesi yatar.
“Bilgi, uygulanmadığında küflenir; anlam, paylaşılmadığında solar.”
“Anlamak insana yük, bilmek ise yön verir; her ikisi birlikte ise insanı olgunlaştırır.”
Sonuç olarak, bilmek sadece bir başlangıçtır; anlamak, o başlangıcın ruhudur. Fakat asıl olgunluk, bilip anlayarak yeni bir davranış biçimi geliştirebilmektir. Çünkü insan değiştikçe büyür, bildikçe ağırlaşır ama anladıkça hafifler.
